Üriner sistem: böbrekler, ureterler, mesane ve uretradan oluşmuştur. Böbrekler fasulye şeklinde organlar olup, kaburgaların hemen altında ve belkemiğinin her iki yanında yer alır. Bu organların asıl görevi vücuttaki fazla suyu ve artık maddeleri idrar şeklinde dışarı atmaktır. Bu işlevi sonunda kandaki bazı dengeleri sabit şekilde tutmayı sağlarlar. Böbrekle mesane arasında yer alan ve idrarı mesaneye taşıyan tüp şeklindeki organlara da Ureter denir. Yaklaşık 22–25 cm uzunluğundadır. Mesane ise karnın alt kısmında yer alır ve idrarın depolanmasına yarar. Tıpkı bir balon gibi elastikliği sayesinde genişleyerek bu işlevini yerine getirir. Burada depolanan idrar Uretra yolu ile vücut dışına atılır. Esas olarak böbrek taşı, idrar içinde çöken kristallerin böbrek iç yüzeyine tutunmasından ve birikmesinden oluşur. Normalde idrar içinde bu kristalleşmeyi ve çökmeyi engelleyen ve İnhibitör denilen maddeler vardır. Bu inhibitörler her insanda yeterli miktarda olmayabilir ve bu da taş oluşumuna yol açar. Diğer bir neden ise idrarın asidik veya bazik oluşudur. Eğer oluşan bu kristaller ve kumlar yeteri kadar küçükse idrar yollarına takılmadan ve de herhangi bir probleme yol açmadan düşerler. Böbrek taşları kimyasal yapıları bakımından birçok maddenin kombinasyonundan oluşmuştur. Ençok görülen taş tipi kalsiyum içeren ve fosfat veya oksalat kombinasyonlu taşlardır. Bu maddeler bir insanın normal günlük gıdalarında mutlaka bulunurlar.
Ayrıca kemik ve kas yapılarının önemli birer yapıtaşıdırlar. Ürolithiasis tibbi bir terim olup üriner sistemin herhangi bir yerinde taş olduğunu ifade etmek için kullanılır. Diğer terimler olan idrar yolları taşı ve nefrolithiasis aynı amaç için kullanılır. Doktorlar bu terimleri genellikle taşın yerini tanımlamak için kullanırlar. Böbrek taşları ile safra kesesi taşlarının bir bağlantısı ve ilgisi yoktur. Bunlar vücudun farklı sistemlerinde oluşmuş taşlardır.
Net olarak bilinmeyen bazı sebeplerden dolayı Amerika Birleşik Devletlerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde son 20 yıldır taş hastaları sayısında artış vardır. Beyaz ırkta taş sıklığı siyah ırka oranla daha fazladır. Erkeklerde taş sıklığının fazla olmasına rağmen son 10 yıldır kadınlarda da taş oluşma hızında artış vardır ve taş oluşma oranları değişmektedir. Böbrek taşları sıklıkla 20 ile 40 yaş arsında gelişir. Bir kimsede bir kere taş gelişirse, bu şahısta bundan sonra yeni taş oluşma oranı, diğer kimselere göre daha fazladır. Doktorlar oluşan taşların sebebini bazen tam olarak bilemezler. Bazı gıdaların taş oluşumundan sorumlu olduğu düşünülse de bu spesifik maddelerin taş oluşumunda kesin etkili olduğu şüphelidir. Ailesinde taş olan birisinin kendisinde de taş oluşması olasılığı genetik faktörlere bağlı fazladır. İdrar yolları infeksiyonları,kistik böbrek hastalığı gibi bazı böbrek hastalıkları,paratiroid bezinin fazla çalışması (Hiperparatiroidizm) gibi durumlarda böbrek taşı oluşması kolaylaşır. Genellikle böbrek taşının ilk belirtisi şiddetli ağrıdır. Ağrı taş idrar yolunu tahriş edince veya çoğunlukla tıkayınca gelişir ve aniden başlar. Hastalar tipik olarak taşın olduğu tarafta sırtta veya karnın alt kısmında keskin, kramp tarzında gelip giden ağrılar duyarlar. Bazen bu yakınmalara bulantı ve kusma eşlik eder. Daha sonra ağrı kasık bölgesine doğru yayılır. Eğer taş düşemeyecek kadar büyükse idrar yolunun herhangi bir kesiminde takılır ve yerine göre farklı yakınmalara sebep olurlar. Mesaneye çok yaklaşmış taşlarda hastalar sık idrara çıkma, idrarda yanma hissi duyarlar. Bu daha çok irritasyona bağlı olduğu için bekledikleri kadar idrar yapamazlar. İdrar yaparken çok fazla ağrı ve yanma hissederler. Yine taşların idrar yollarını irrite etmesi sonucu idrarda kanama görülür. Ancak bu hiçbir zaman önemli bir kanama olamaz.
Bu belirtilerle birlikte ateş de varsa, bu da infeksiyon belirtisidir. Bu durumda acilen doktorla irtibat kurmak gerekir.
Yukarıdaki yakınmalar ile başvuran hastanın röntgen ve/veya ultrasonografik incelemeleri sonucu böbrek taşı saptanır. Bu tanı metodları ile taşın yeri ve büyüklüğü saptanır. Kan ve idrar testleri de hem taşın yapısı hem de gelişmiş olan böbrek fonksiyon bozukluklarının tesbitine yarar.
IVP (intravenöz pyelografi) denilen tetkikle de böbrek fonksiyonları belirlenir ve tedavi planı yapılır. Yaşamı boyunca bir kereden fazla taşı oluşan hastaları diğerlerinden ayrı tutmak ve ayrı değerlendirmek gerekir. Taş oluşumunu engelleme çok önemlidir. Oluşumu engellemek için önce sebepler belirlenmelidir. Ürolog bazı kan ve idrar testlerinden oluşan bir dizi labaratuvar tetkiki ister. Hastaların tıbbi özgeçmişleri, beslenme alışkanlıkları saptanır. Eğer taş ele geçmişse saklanır ve kimyasal analizi yapılır.
Taş tedavi edildikten sonra hastanın 24 saat idrar toplaması istenir.
Bu idrarın miktarı, içerdiği kalsiyum, sodyum, ürikasit, oksalat, sitrat ve kreatinin miktarı, asitlik derecesi ölçülür. Magnezyum sistin taşından şüphe duyuyorsa idrar örneğinden özel bir yöntemle varlığı araştırılmalıdır. İdrarda kalsiyum atılımının fazlalığı aynı zamanda açlık ve yükleme testleriyle hasta hastaneye yatırıldıktan sonra da tespit edilebilir. Bunlar ayrı sekillerde yorumlanır. Ürolog tüm bu verileri kullanarak taşın sebebini saptamaya çalışır.
Taş oluşumunu engellemek için yapılması en kolay şey bol miktarda su içmek ve bunu alışkanlık haline getirmektir. Devamlı taş üreten hastalar günde en az iki litre idrar çıkartacak kadar su içmelidirler.
İdrarlarında fazla miktarda kalsiyum ve oksalat atılan hastalarda bu maddeleri içeren gıdaları daha az tüketmelidirler.
Bazı kimseler fazla miktarda kalsiyumlu gıdalar almamalarına rağmen idrarlarında kalsiyum miktarı fazla çıkar. Yine kalsiyum içeren antiasitlerden(mide asidini azaltan) ve aşırı D vit alınmamalıdır. Ürologlar kalsiyum ve ürik asit taşlarının oluşumunu engellemek için ilaç verebilirler. Bu ilaçlar taş oluşumunda anahtar rol oynayan idrar asitliğini ve alkaliliğini ayarlarlar. Allopurinol adı verilen ilaç da sık kullanılır ve idrarda kalsiyum miktarını ve ürikasit miktarını azaltır.
Bir diğer tedavi yolu kalsiyum taşlarını önlemek için idrarda atılan kalsiyum miktarını kontrol altında tutmaktır. Bunun içinde içeriğinde hidroklorotiazid içeren idrar söktürücü ilaçlar kullanılır. Bu ilaç böbreklerden idrara geçen kalsiyum miktarını önemli oranda azaltır.
Bazı barsak hastalıklarında görülen ve aşırı kalsiyum emilimine bağlı olan idrarda fazla kalsiyum atılmasını engellemek için ise barsaktan emilimi azaltan sodyum selüloz fosfat kullanılır. Bu ilaç kalsiyumu barsakta tutarak, kana geçmesini ve idrarla atılmasını önler.
Yine deneysel olarak oksalat idrarda itrahının fazla miktarda saptandığı durumlarda B6 vitaminin kullanılması faydalı olacağı bildirilmiştir.
Eğer taş tam olarak ortadan kaldırılamazsa Ürolog acetohidroamikasit (AHA) adındaki ilacı kullanabilir. İlaç uzun süre antibiotik tedavisi ile birlikte kullanılabilir.
Extracorporeal Shockwave Lithotripsy. Extracorporeal shockwave lithotripsy (ESWL) üriner sistem taşlarının tedavisinde en sık ve güvenle kullanılan tedavi yöntemidir. ESWL cihazları vücut dışında oluşturulan ve vücuda gönderilen şok dalgalarının taşa çarparak onu kırması esasına dayanarak çalışırlar. Burada taşlar kum taneleri gibi parçalanırlar ve idrarla kolaylıkla atılabilecek hal alılar.
Çok çeşitli ESWL cihazları vardır.Bir kısmında bir su banyosu vardır ve şok dalgaları bu banyo arcılığı ile vücuda gönderilir.Diğer bir kısmında su banyosu bir zarla örtülü olup hasta bu zarla temas eder.Bir çok cihaz taşı röntgen ışınları ile tesbit ederler. Ancak bazı cihazlarda odaklama denilen bu özellik ultrasonografi ile yapılır ve bir radyasyon riski olmadığı için doktor tüm seans boyunca görüntüleme sistemini çalıştırarak tedaviyi devamlı olarak izler.
Radyolojik odaklı cihazlarda bu kullanılmaz. Ayrıca küçük odaklı (Küçük bir noktaya şok gönderen) cihazlarda anestezi gerekmez ve küçük çocukların taşları rahatlıkla kırılır.
Birçok vakada ESWL ayaktan bir işlem olarak uygulanır ve hastanede yatmaya gerek yoktur. Tedavi sonrası toparlanma dönemi çok kısadır ve birçok hasta tedavi sırasında veya kısa bir süre sonra normal günlük aktivitelerine döner.
ESWL tedavisinin mutlak kullanılmaması gereken 2 durum kanama hastalıkları ve gebeliktir. Hipertansiyon kısmı kontrendikasyon teşkil eder. Bu durumda hastanın öncelikle tansiyonunun düzenlenmesi gerekmektedir.
ESWL tedavisinin de kendine göre komplikasyonları olabilir. Aşağı yukarı tüm hastaların tedavi seansları sonrasında bir kaç gün idrarları kanlı olur. İdralarında ve böbrek bölgelerinde kum dökmeye bağlı yanma ve ağrı olabilir. Komplikasyonları azaltmak için hastaların tedaviden uzun süre öncesinden başlayarak Aspirin ve kan pıhtılaşmasını önleyici ilaçlar almaması gerekir.
Bazen dökülen kum parçaları idrar yolunda sıkışır ve düşmez. İdrar akımına engel olan ve ağrıya neden olan bu nadir durumda bazen Ürolog idrar yolunu rahatlatmak için ince silikon bir tübü idrar yoluna ( Mesaneden böbreğe) yerleştirir. Böylece idrar akımı Perkutan Nefrolitotomi. Bazen taşların çıkartılabilmesi için Perkutan Nefrolitotomi denilen cerrahi yönteme gerek duyulur.Bu yöntem taşların büyük olduğu böbreğin özellikle alt kısmında yerleşmiş büyük taşlarda; taşla birlikte böbrek çıkışında daralma meydana gelmesi durumunda (dışardan damar basıncı hariç) ve ya ESWL nin etkili olamayacağı durumlarda tercih edilir. Opr.Dr. Şaban Coşkun
GazlI dİyet İçeceklerde büyük tehlİke !!!
Bir Araştırma, Gazlı Diyet İçeceklerin Büyük Sağlık Sorunlarına Sebep Olduğunu Ortaya Koydu.
Uzmanlar, “Diyet içecekleri içenler kalori kaybediyor ama sağlıklarını tehlikeye sokuyor” uyarısı yaptı. Boston ve Harvard Üniversitesi uzmanları, kalp derneği için, gazlı diyet içeceklerle ilgili olarak 3 bin 500 kişi üzerinde araştırma yaptı.
Çalışma sonucunda, günde bir kutu gazlı diyet içeceklerden tüketen kişilerde obezite, kan şekeri, tansiyon gibi hastalıklardan bir ya da daha fazlasına yakalanma riskinin yüzde 50–60 arttığı görüldü. Gazlı içecekler kalp hastalığı riskini de iki kat artırıyor.
Dört yılda tamamlanan araştırmadaki sonuçlar şöyle oldu:
·Obezite riski yüzde 31 arttı.
·Kan şekerinin tehlikeli boyutlarda yükselme olasılığı yüzde 25 arttı.
·Kötü kolesterol HDL seviyesinin yükselme riski yüzde 32 arttı.
·Yüksek tansiyon riski arttı. Ancak bununla ilgili istatistiki bilgi edinilemedi.
Renklendirici de zararlı
Araştırmayı yürüten Doktor Ramachandran Vasan “İster gerçek, ister yapay tatlandırıcılı olsun gazlı içecekler kişinin daha fazla yemesine neden oluyor. Ayrıca yapay renklendiricilerin de vücutta iltihaba neden olarak damar hastalıklarını tetiklediğini düşünüyoruz. Ama bu konuda henüz detaylı bir çalışma yapmadık” dedi. Alıntı: (Hürriyet Sağlık)
KOLESTEROLE KARŞI ETKİSİ KANITLANAN 8 BESİN
Kolesterolün düşürülmesinde elma, havuç, mısır, badem, sarımsak, süt, portakal ve çayın etkili olduğu bildirildi.
Dengesiz beslenme ve spordan yoksun bir hayatın, kandaki yağ oranının yükselmesine ve yüksek kolesterole yol açtığını belirten uzmanlar, kolesterolün de insanların kalp hastalığına ve felce yakalanma oranını büyük ölçüde artırdığını vurguladı.
Kolesterol düşürücü diyet ve sağlıklı yaşam biçiminin benimsenmesinin, kalp ve damar hastalıklarının görülme oranını azalttığını kaydeden uzmanlar, kolesterolün düşürülmesinde etkisi kanıtlanan bazı besinlerin tüketilmesini önerdi. Uzmanlar, kolesterole karşı etkisi kanıtlanan 8 besini şöyle sıraladı:
Elma: Zengin pektin, lifli protein ve C vitamini içeren elma, kolesterolü çok etkili bir şekilde düşürür. Bir ay boyunca günde iki elma tüketilmesi durumunda, kanda kalp ve damarlara zarar veren yoğunluğu düşük lipoprotein kolesterolünün oranı büyük ölçüde düşürülürken, kalp ve damarlar için yararlı olan yoğunluğu yüksek lipoprotein kolesterolünün seviyesi ise yükseltilir.
Havuç: Kalsiyum pektat içeren havuç, öd asidiyle gerçekleşen kimyasal tepkimeden sonra dışkıyla vücuttan atılır. Vücutta öd asidinin oluşturulması da kandaki kolesterolü tüketerek kolesterol seviyesini düşürür.
Mısır: Mısırda bulunan zengin kalsiyum, fosfor, selenyum, lesitin ve E vitamini, kolesterolü düşürme işlevine sahip.
Badem: Kolesterol seviyesi normal veya biraz yüksek olan insanlar badem yiyerek, kandaki kolesterolü düşürebilir ve kalp sağlığını koruyabilirler.
Sarımsak: Günde üç diş sarımsak yenmesi durumunda vücuttaki zararlı kolesterol seviyesi etkili bir şekilde düşürülürken, yararlı kolesterol seviyesi de yükseltilir; böylece kalp hastalığının meydana gelme oranı düşürülür.
Süt: Bol kalsiyum içeren süt, vücuttaki kolesterol oranını azaltır.
Portakal ve mandalina: Zengin C vitamini içeren portakal ve mandalina, karaciğerin zehirli maddeleri atma gücünü artırır ve kolesterolü de düşürür.
Çay: İnsanı uyanık tutma, kalbi güçlendirme, idrarı kolaylaştırma, kandaki yağı eritme gibi işlevlere sahip olan çay sık sık içildiğinde insan vücudundaki kolesterolün yükselmesini engeller.
ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ HER DERDE DEVA
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kaynaş, "Çanakkale'de yetiştirilen 8 farklı siyah üzüm, 4 farklı beyaz üzüm çeşidine ait 20 adet çekirdeğin özelliklerinin ve yağ asidinin incelendiğini”
Yapılan incelemede üzüm çekirdeğinde yüzde 80 esansiyel ve omega 3 ve 6 grubu yağ asitlerinden olan linoleik yağ asidi içerdiğinin ve üzüm çekirdeği yağının doymamışlık değerinin yüzde 90'lara yaklaştığının belirlendiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynaş; Omega yağ asitleri kalp hastalıklarında, ikinci tip şeker hastalığında, çeşitli kanser (prostat, meme) vakalarında, obezitede ve iltihaplı eklem romatizması gibi hastalıkların önlenmesinde ve kandaki iyi kolesterol oranın yükseltilmesinde önemli rol oynamaktadır.
Prof. Dr. Kaynaş Üzüm çekirdeğinin E vitaminden 50 kat, C vitamininden 20 kat daha güçlü etkiye sahip olduğunu, aynı zamanda üzüm çekirdeğinde tespit edilmiş en güçlü antioksidan etkinin olduğuna dikkati çekerek, Antioksidan özelliği ile insan vücudunda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışarıdan sigara, alkol veya kirli havayla alınan zararlı maddelerin etkisiz hale getirilmesini sağladığını belirti
. .
CEP TELEFONLARININ ZARARLARI
"CEP TELEFONLARI NASIL KULLANILIR"
Boğaz İçi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Selim ŞEKER, Cep Telefonlarının sağlık için ciddi tehlike olduğunu ama kullanıcıların bunun bilincinde olmadığını savundu.
Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Şeker, cep telefonlarının bilinçli kullanılması gerektiğini belirterek, radyasyon etkisinden dolayı kulağa fazla yaklaştırılmadan ve 1 dakikadan daha az süre konuşulmasını önerdi.
Şeker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, insanlara alışık olduklarından daha çok kolaylık sağlaması ve reklamının çok sık yapılması nedeniyle kısa sürede popüler olan cep telefonlarının bilinçsiz kullanıldığında elektrikle çalışan cihazların en tehlikelisi olduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Şeker, şunları anlattı: ''Cep telefonları yaydıkları elektromanyetik radyasyon nedeniyle insan sağlığı için zararlıdır, beyinde tümör oluşumuna neden olur. Ancak, bu zararlı etkiler 10 yıllık bir kullanım sürecinde ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle Batı'daki cep telefonlarının üzerinde sigarada olduğu gibi zararlarıyla ilgili uyarıcı ibareler vardır. Türkiye bu teknolojiyi Batı'dan almasına rağmen ülkemizde böyle bir uygulama yok. Halkımız da bu konuda bilinçsiz. Televizyonlar, reklam pastasındaki paylarını kaybetmemek için cep telefonlarının zararlarını gündeme getirmiyorlar. Örneğin, üçüncü nesil cep telefonları İngiltere'de satışa çıktığında zararları nedeniyle büyük tartışma yarattı, ancak bu Türkiye'de gündeme getirilmedi.'' -
-''YATAĞA TELEFONLA GİRENLER VAR''-
Bütün gayretlerinin bilinçli kullanıcılar yaratmak olduğunu dile getiren Prof. Dr. Selim Şeker, cep telefonunun kulağa fazla yaklaştırılmaması ve 1 dakikadan daha az süre konuşulması gerektiğine dikkati çeken Şeker, ''Bu sayede risk azaltılabilir. Ancak, insanlarımız bunu sohbet hattı olarak görüyor. Cep telefonunu kulağının yanında taşıyan ve adeta bir organıymış gibi gece yatağa birlikte girenler var'' dedi. Şeker, bazı gençlerin cep telefonu sahibi olmayı prestij meselesi haline getirdiğine işaret ederek, ''Oysa ki bu yanlış. Çünkü, 18 yaşına gelmeyen genç oy kullanamıyor, ehliyet alamıyor ve bu nedenle aşağılık duygusuna kapılmıyor. Bence radyasyon etkisinden dolayı 18 yaşından küçüklerin cep telefonu kullanması yasaklanmalıdır'' diye konuştu.
-''BAZ İSTASYONLARI GELİŞİGÜZEL YERLEŞTİRİLDİ''- Şeker, baz istasyonlarının da cep telefonları kadar zararlı olduğunu ifade ederek, elektromanyetik radyasyon yayan bu kaynaklara ne kadar yakın olunursa zararlı etkilerin o oranda arttığını bildirdi. Baz istasyonlarından yayılan dalgaların çok iyi ölçülmesi gerektiğine işaret eden Şeker, Türkiye'de baz istasyonlarının gelişigüzel yerleştirildiğini, kimi zaman da 'Bu kuş yuvasıdır' denilerek vatandaşların aldatıldığını öne sürdü.
Geçen yılın Ekim ayına kadar baz istasyonlarının yüzde 90'ının geçici belgeyle çalıştıklarını kaydeden Şeker, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu devreye girince 3-4 ayda bütün baz istasyonlarına sertifika verdiler. Buna inanabiliyor musunuz? 6 yılda sadece 5-6 bin baz istasyonuna ölçüm sertifikası verilirken, birkaç ayda binlerce baz istasyonuna sertifika verildi. Bu çok yanlış bir uygulama. Bunun bilimsel olarak incelenmesi gerekiyordu, ancak, üniversiteler devre dışı bırakıldı. Mühendisler Odası'nın hiçbir katkısı olmadı. Bu işe onlar karışmayacaksa kim karışacak?'' Şeker, İngilizlerin, baz istasyonunun oturdukları mahallenin neresinde olduğuna, ne kadar radyasyon yaydığına ilişkin bilgileri internet üzerinden öğrenebildiklerini anlatarak, böyle bir hizmetten Türkiye'deki yetkililerin haberinin bile olmadığını savundu
MADEN SUYU HAKKINDA "DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR" !!
Sağlıklı bir hayatın şartlarından biri de, vücuda ihtiyacı olan mineralleri temin etmek. İnsan vücudu, fonksiyonlarını doğru bir şekilde yerine getirebilmek için 80'den fazla mineral kullanıyor. Nasıl ki karalardan okyanusa doğru akan deniz suları bu esnada birçok zehirli maddeyi tesirsiz hale getiriyor, insanın dolaşım sistemindeki mineraller de benzer şekilde faaliyet gösteriyor. Hücreler, sağlıklı olabilmeleri ve fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için minerallere ihtiyaç duyuyor. Vücudun dengesi için çok önemli olan minerallerin eksikliği, dengenin bozulmasına sebep oluyor. Peki, vücut, mineral eksikliğini nasıl tamamlayacak? Hangi mineralleri hangi gıdalardan alacak? Ne yazık ki bugün yediğimiz besinlerin büyük bölümü bu minerallerden yoksun. Zira yıllar boyu aynı topraklarda aynı cins ürünler yetiştirildiği için, bu topraklar artık mineral bakımından eskisi kadar zengin değil. Vücudumuz için gerekli mineralleri almak için geriye tek kaynak kalıyor, o da maden suyu... Çözünmüş halde mineral ve gaz ihtiva eden kaynak sularına 'maden suyu' adı veriliyor. Batıda her geçen gün maden suyu tüketimi artış gösteriyor. Avrupa'da kişi başına yıllık maden suyu tüketimi 24 litre civarında. Türkiye'de ise bu rakam henüz sadece 2.2 litre. Sağlıklı bir hayat sürdürmede önemli rol oynayan maden suyu tüketimiyle ilgili ne kadar bilgi sahibisiniz? İşte, maden suyu hakkında 'doğru' bildiğiniz 'yanlışlar' ve 'yanlış' bildiğiniz 'doğrular'... — Maden suyuyla soda arasında ne fark vardır? Maden suyu, ihtiva ettiği tüm mineraller ve karbondioksit gazıyla birlikte, yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen doğaldır. Soda ise, su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen tamamen "soda" olan bir içecektir. — Maden suyu asitli midir? Halk arasında "asitli" denilen içeceklerden aslında kastedilen, içeceğin içindeki karbondioksit gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için, içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde, çok özel proseslerle ve yüzde 99.99 saflıkta üretilen, gıda imalatı için özel karbondioksit gazı kullanılır. — Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz? Doğal suların ihtiva ettiği zengin mineraller, vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olur. Muhtevasındaki zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller dolayısıyla özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar, günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi "yararlı sıvı" tüketilmesini tavsiye ediyor. — Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır? Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararı vardır. Büyüme çağındaki çocuklar, kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlarını karşılamanın en iyi yolu, bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır. — Hamilelikte maden suyu içilir mi? Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu, bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için, normalden daha fazla gıda, sıvı, mineral ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir. — Maden suyu cilde yararlı mıdır? Maden suyunun ihtiva ettiği zengin mineraller, vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilde de yararlıdır. Hatta piyasada, sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır. — Maden suyu böbrek taşı yapar mı? Böbrek taşlarının oluşumunda ana sebep, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir ifadeyle, hayatı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez; ancak esas olan düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır. SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN DÜZENLİ MADEN SUYU TÜKETİMİ ŞART - Avrupa'da ve Türkiye'de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar? Avrupa'da kişi başına yılda 24 litre maden suyu tüketilirken, bu rakam Türkiye'de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa'nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip; ancak yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde 1'i şişeleniyor, yüzde 99'u boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürüyle bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin, bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken, Türkiye'de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları yüzde 30'larda yaşanıyor. Bunun en önemli sebebi, hayat boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, dolayısıyla bu yolla alınan kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık. — Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu? Maden suyu, kapağı açılmazsa kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek sebebi, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır. — Düzenli maden suyu tüketimiyle bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır? Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıklarıyla çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü tespit edilmiştir. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur. Sodyum, vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımıyla sıvı dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir. Kalsiyum, vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum, sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır. Bikarbonat, sitrat, magnezyum, sodyum, flor ve kalsiyum, maden suyunda bulunan doğal dengeleriyle ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay ve doğal yolu, maden suyunu bolca tüketmektir. Bikarbonatlı sular, alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği sebebiyle peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır. Kalsiyum ve magnezyum içeren sular, stres sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede de etkili olur. Sülfatlı sular ise safra salgılarını ve akımlarını artırır. Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.